(Daha Dün, Yirmi Yaşındaydım gönderdi)
(Yukarı Bak gönderdi)
Evden işe veya okula gidiş gelişlerde, alışverişe çıkarken, bir buluşma için hızlı adımlarla yürürken genellikle önümüzde bakıyoruz. Karşıya geçerken sağa-sola, kaldırımda yürürken insanlara, dükkan vitrinlerine, restoran camekanlarına kaçıyor gözlerimiz. Şehirde başımızı yukarı nadiren kaldırıyoruz. Çünkü yukarının bize pek bir vaadi olmuyor. Binaların arasından bir parça gökyüzü, bir sokak lambası veya tabelanın direği, dışı camlarla kaplı binalardan birer dilim… Her şeye rağmen yukarıya bakmalı. Etrafımızda göremeyeceğimiz ayrıntıları bazen yukarıda görebiliriz.
(Çocuklar Gibi gönderdi)
Bir çocuk parkında herkes çocuktur. Hanginiz bu fotoğraftaki gibi bir salıncağa duyarsız kalabilir?
(Berlin’in göğünün altında gönderdi)
İstanbul gibi engebeli bir şehirde büyüyen herkes gibi ben de düz şehirlerde farklı hissediyorum. Düz bir şehirdeyken, gökyüzü yere daha yakın geliyor. Her yer gökyüzüyle kaplı. Berlin de böyle bir şehir. Tıpkı Paris, Amsterdam, Eskişehir, Ankara, Prag, Budapeşte, Barselona gibi… Bu şehirleri kuşbakışı izlemek, bir lunaparka dönme dolaptan bakmak gibi. Büyük şamatayı görür ve izlersiniz, ona yukarıdan bir yerlerden bakma […]
(Şehirde Bir Yeşil gönderdi)
New York’ta, gökdelenleri ve görkemli binalarıyla ünlü Manhattan’ın göbeğinde 3.6 km²’lik bir bir doğal alan var. Dünyaca meşhur Central Park’ın varlığı, modern şehirle yeşilin yanyana durabildiğinin kanıtı. 7. Cadde’den, yüksek binaların arasından yürüyüp Central Park Sokağı’ndan karşıya geçip park kapısından içeri girince, dünya değişiyor. Az önce etrafı saran otomobiller ve bir yerlere yetişmeye çalışan telaşlı insanların yerini ağaçlar, sincaplar, spor […]
(Sessiz Tren İstasyonları gönderdi)
Havaalanlarındaki, otogarlardaki, vapur iskelelerindeki karmaşa ve gürültü nedense tren istasyonlarında yok. Bir şehrin benim için önemi artıran unsurlardan biri, merkez istasyonlarının iç ve dış yapısı. Bazı küçük şehirlerin, kendilerinden hiç beklenmeyecek şekilde büyük ve gösterişli garlara sahip olduğu bilgisini de vereyim. Tren yolculuğunu, istasyonda geçirdiğim zamanlarıyla seviyorum. Peronlar, bilet gişeleri, kafeler, restoranlar, vagonlar, kompartımanlar, tren düdükleri… Bir tren istasyonunu canlı […]
(Yaza Elveda gönderdi)
Benim için vedalaşması en zor mevsim yaz. Yazları insan daha özgürdür. Dışarıda olmanın aşırı sıcaklar haricinde bir mehsuru olmaz. Çimlere uzanıp, ağaç dalları arasından süzülen dik güneş ışınlarını seyredebilirsiniz. Deniz, gökyüzü, bulutlar yazları bir başka güzel görünür. Bitkiler, hayvanlar, çocuklar, vapurlar, kediler daha neşelidir yaz günlerinde. Vedalaşması en zor mevsim yaz. Yokluğunu belli eder. Ben her sonbahar, yazla vedalaşmanın hesabını […]
(Başka Dilde Aşk gönderdi)
Hangi dilde söylenirse söylensin, hangi alfabeyle yazılırsa yazılsın aşk çok güzel. Duygusunu yüklenmiş kelimelerden. Amerikan kaynaklı Pop Art akımının öncülerinden Robert Indiana’nın Love adlı heykeli örneğin… Bir heykel; çünkü aşkı, kendi dilinde en güzel anlatan sanat eserlerinden biri. New York’ta, Eighth Avenue’daki kopyasını fotoğrafta görüyorsunuz. Hiç ummadığım bir anda karşımda gördüm ve karşısında durarak birkaç kare fotoğrafını çektim. Esasında Robert […]
(Taxicabs of New York City gönderdi)
Her şehrin simgeleri vardır. New York’un ise pek çok simgesi var. Bunlardan biri, geniş caddelerini sarıya boyayan taksileri. Amerika Birleşik Devletleri’nde “Taxicap” olarak anılan bu araçlar, 1960′lardaki sosyal huzursuzlukların yoğunlaştığı dönemde, New York’ta mecburiyetten ortaya çıktı. Mecburiyetin sebebi, suç oranındaki artışa paralel olarak, şehirde yaşayan insanların ulaşımda bazı güvenlik sorunları yaşaması oldu. Taksilerin ayırt edilmesi ve kontrol altında tutulabilmesi için […]
(Odanızın penceresi neye açılıyor? gönderdi)
(Bisiklet kardeşliği gönderdi)
(Lütfen çimlere basınız gönderdi)
Öğrencilik yıllarımda Anadolu’dan gelen bir arkadaşım, parklarda gördüğü “lütfen çimlere basmayınız” uyarısına çok şaşırdığından bahsetmişti. Çünkü çimler uzaktan seyretmek için değil, üzerine basmak içindir Metropolde doğup büyümüş her insan gibi ben de bu şaşkınlığa şaşırıp, öğretilmiş yasakları sorgulamadan nasıl da kabullendiğimizi bir defa daha düşünmeye başlamıştım. Beton ve camdan inşa edilen şehirlerde bir yudum çimen gören vatandaşın, otoban kenarı olsa […]
(Vapurdaki yabancı gönderdi)
Kalabalık şehirde yaşamanın sağladığı olanaklardan biri, herhangi bir zamanda, kolayca kaybolabilmenizdir. Kendinizi kolayca unutturabilirsiniz. Pek az insan bunu fark eder ve bu fark edişin tasası pek de uzun sürmez. Eskisi kadar ortalıkla görünmemeniz ilk zamanlar “yahu nerelerde bu deli” cümlelerini dolaştırır ortalıkta. Bir anlık duraksama gibidir. Herkes hayatına devam eder. Meşguliyetle ve acelesi olmakla ilintili bir ilgisizlik bu. İnsan farklı şekillerde […]
(Steve Jobs’un ısırık aldığı elma gönderdi)
Apple’ın tek ısırık alınmış elması nereden geliyor biliyor musunuz? Hikâyesi şuracıkta: http://www.icimdekiler.com/steve-jobsun-isirik-aldigi-elma via @icimdekiler
(Manzaradan Parçalar gönderdi)
Denizin rengi gökyüzünden geliyor. Güneş açtığında, bulutların rengiyle süslenen denizi seyretmek, diğer zamanlarda olduğundan daha büyük bir zevk veriyor. Los Angeles’ta, Santa Monico yakınlarında bu fotoğrafı çekerken, insanların denizi seyredişlerini seyrediyordum. Uzun çite yaslanmış ve oturmuş insanlar kendi alemlerinde.
Kasım 2009 – Los Angeles/ABD